Kadınlar Durursa Dünya Durur: İsviçre’de Feminist Grev

El Yazmaları notu: 14 Haziran günü İsviçre’de, 28 yıl aradan sonra kadınlar tekrar feminist grevde bir araya geldiler. Grevde örgütleyici ve katılımcı olarak yer alan yazarımız Meral Çınar grevdeki izlenimlerini El Yazmaları için kaleme aldı.

14 Haziran Cuma günü İsviçre’de, bir yılı aşkın süredir örgütlenen Feminist Grevin (Frauen*streik/Feministischer Streik) başarılı bir şekilde gerçekleştiğine şahit olduk. Feminist Grevin örgütlenme süreci, yaklaşık 8 milyon nüfuslu İsviçre’de yarım milyon kadının eylemlere katılmasıyla son buldu. Bunun dışında grev yürüyüşüne katılamayıp iş yerlerinden ve evlerden greve destek veren kadınların da olduğu bilinmekte.

Rakamlarla ifade etmek gerekirse, Zürih 100-160 bin arası, Bern 40-50 bin, Basel 60-70 bin, Cenevre 10 bin, Lozan 50-100 bin ve daha birçok şehirde binlerce kadın…[1] En güçlü yürüyüş Zürih’te gerçekleşti.

En son 1991 yılında gerçekleşen “eşit işe eşit ücret” ana temalı grev, iletişim imkânlarının bugüne nazaran oldukça zayıf olmasına rağmen, yine yarım milyon kadının sokakları doldurmasıyla sonuçlanmış. İşte 28 yıl sonra aynı gün kadınlar yeniden alanlardaydı.

Evet, kadın hareketinin 2016’dan bu yana süren yükselişinin ifadesi olarak açığa çıkan “grev” aynı zamanda, bütün dünyada enternasyonal bir kadın dayanışmasının da çağrıcı niteliğini yüklenmiş durumda.

Grev Gününden İzlenimler

“Kadınlar durursa dünya (her şey) durur” yazılı pankartla/şiarıyla yürüyüşe geçildi ve şehirlerin birçok noktasında birden fazla etkinlik ve işgalle eylemler başladı. Trafik kitlendi, okullar tatil olmasa da çoğunlukla erkek öğretmenler çalışmak zorunda kaldı, restoran mutfaklarında, çocuk bakımında hep erkekler organize olmak zorunda kaldı, sokaklar sustu, iş yerleri grev gündemiyle doldu taştı. Çok açıktı ki, en ücra köye kadar ulaşabilmişti grev çağrısı.

İsviçre’de yaşayan feministler 28 yıl sonra böylesi bir dayanışmanın ve bu kadar kadına değip dokunabilmiş olmanın duygusuyla yüklüydü.

İlk defa bir kadın eylemine ve belki de ilk defa bir eyleme katılmış olan, elleri pankart boyasıyla daha yeni tanışan, bu sayede başka kadınların hayatlarına dönüp bakabilmiş kadınlar da, muazzam bir coşku kattılar ortama…

 

Kazdıkça toprağı, altında nelerin, ne de çok biriktiği, grevin örgütlenme süreciyle birlikte daha çok açığa çıktı. Kadınların hayatını tutsaklaştıran sorunların yerin yedi kat altına gömüldüğü bir ülke İsviçre,  yüzeyde esen yalandan liberal özgürlük havasıyla…

Alanlarda birçok katılımcıyla sohbet ettik, onlara greve katılma sebeplerini sorduk. Zürich Üniversitesinde doktora öğrencisi olan Marie grevde olmasının nedenlerini sıralarken, kadın dayanışmasına şu noktadan vurgu yapıyor:

“Grevdeyim, çünkü kadınların bu toplumda her geçen gün daha fazla mağdur olduğunu görüyorum. Bu mağduriyetin pek somut veçheleri var: Ücret eşitsizliği, ücretsiz emeğin büyük oranda kadınlar tarafından üstlenilmesi gibi… Öte yandan bu mağduriyetin en büyük sebebi, toplumumuzda erkek seslerin hüküm sürmesi, bizim düşüncelerimizin eril bir şekilde belirlenmesi… Ayrıca bugün grevdeyim çünkü başka kadınlarla ilişkilenip, dayanışmak ve bu toplumda bize, bizim yaşamımıza ve bizim seslerimize daha fazla yer talep etmek, bunu yaşamak istiyorum.

Havada kadın düşmanı erk’ekleri zehirleyici bir gaz bulutu dolaşıyordu, bileşenleri coşku, neşe, dayanışma, zaman zaman tatlı bir hüzün de barındıran… Eylemin gücünden etkilenip erkekliğine sıkı sıkı sarılan erkekler de gördük, kadınların bin yıllardır süren mücadelesinin bu noktaya gelmiş olması karşısında duygulanıp, ağlayan erkekler de…

Anlayacağınız kadın hareketinin eylem biçimlerinin kendine özgü, o neşeli, sıradanlığa geçit vermeyen, tek tip olmayan, farklılıkları tek tek görünür kılan havası İsviçre’yi de sarmış ve herkesi derinden etkilemişti. Binlerce pankart, döviz ve maketlerle ortalık bir şenlikten, atılan sloganların derinliği ve radikalliğiyle bir direnişten farklı değildi.

İsviçre’nin demografik yapısını düşündüğümüzde, ırkçılığın giderek yükseldiği bu ortamda farklılıkların bir arada nasıl durabileceğini göstermiş olmasıyla da bir ayrıcalığa sahipti bu eylem. Kadın dayanışması her şeyin üstesinden gelmeye hazır gibiydi. Etraf siyah, beyaz, kızıl kadınlarla doluydu. Sahnede bile onlarca farklı dil konuşuldu.

Böylesine bir kalabalığın -özellikle futbol maçlarından ve festivallerden sonra gördüğümüz çevre kirliliğinin aksine- toplandığı bir alanda tek bir çöp dâhi ortada kalmamış, bu sorunun yapılan organizasyonlar aracılığıyla çözülmüş olması, İsviçre’de de giderek artan ekolojik hassasiyetin yine kadınlar tarafından ne kadar benimsendiğini gösterdi.

Erkekler mi? Çok az bir sayıda da olsa eyleme katılan erkekler oldu. Fakat çoğunlukla öncesinde organize olan erkekler, çocuk bakımı, grev için yemek yapımı ve sonrasında temizlik işleriyle meşgul oldular. Bir teşekküre gerek yok ama grevin başarılı geçmesinde ufak da olsa bir katkıları olduğunu söylemeliyiz.

Örgütlenme Sürecinde Açığa Çıkanlar

Bir yıl boyunca bin bir çeşit eylem, etkinlik ve toplantıyla örgütlenen grev hazırlıkları, son bir hafta yoğunlaştırılmış bir dizi çağrıyla devam etti.

Yapılan eylem ve etkinliklerde en somut ve öne çıkan, örgütlenme toplantılarıydı. Hemen hemen her bölgede yapıldı ve beş yüz kişilik katılımlara ulaştı. Bu toplantılar “Neden greve gidiyoruz?” sorusu etrafında yaşamın her alanında kadınların güncel sorunlarını tartışmaya açması ve gün yüzüne çıkarması açısından önemliydi. Kadın emeğinin ve kadına yönelik şiddetin görünmeyen yüzünü açığa çıkarıp bütün İsviçre’nin gündemine sokmayı başarabildiler.

Yüzlerce toplantı gerçekleşti, mesleklere ve çalışma alanlarına göre gruplar kuruldu, her grup çalışma tarzını ve etkinliklerini kendisi organize etti. Merkezin ve dişlilerin birbiri ile oldukça koordineli şekilde dönmesini sağladığı dişli bir çark gibi tıkır tıkır işledi her şey…

Grev örgütlenirken açığa çıkan sorunlar grevin ana temasını -eşit işe eşit ücret- genişletti ve derinleştirdi. Grev bu talep etrafında şekillenirken, işyerlerinden sokaklara, evlere ve kampüslere doğru genişleyen bir alanda taciz ve şiddet; ev içi yeniden üretim emeğinin hala büyük oranda kadınların omuzlarında olması; farklı cinsel yönelimlerin ve cinsiyetlerin yaşadıkları problemler grev gündeminin bir parçası oluverdi ve hatta ana talebin bile önüne geçti bir anda…

 Şimdi böylesi bir coşku, neşe ve güçle yüklenmişken, açığa çıkan bu dinamiğin, kadın örgütlenmesinin ve hareketinin nereye taşınacağı sorusu bir işaret fişeği gibi yanıp sönüyor kafalarda…

İtalya göçmeni, İsviçre doğumlu iki çocuk annesi, kadın çalışmalarında oldukça aktif olan Lucia, grev sabahı ziyaret edilen mülteci kampının önünde “Neden grevdesin” sorusuna cevap verirken, güvenlik sorununu öne çıkarıyor:

“Ben bugün grevdeyim, çünkü kadınlar olarak halen özgürleşmiş değiliz. Her sabah kalktığımızda elli kere güvenliğimizi düşünmek zorunda olduğumuz için grevdeyim. Neyi giyindiğimizi, gece hangi tramvaya bindiğimizi düşünmek zorundayız. Sokakta bir erkekle karşı karşıya geldiğimizde güvenliğimizi düşünmek zorundayız. Ve kadınlar olarak birbirimizle dayanışmamızın, birlikte haksızlığa karşı mücadele etmemizin halen ne kadar da gerekli olduğunu gördüğüm, baskının devam ettiğini ve özgür olmadığımızı anlatmak zorunda kaldığım için grevdeyim.”

Kazdıkça toprağı, altında nelerin, ne de çok biriktiği, grevin örgütlenme süreciyle birlikte daha çok açığa çıktı. Kadınların hayatını tutsaklaştıran sorunların yerin yedi kat altına gömüldüğü bir ülke İsviçre,  yüzeyde esen yalandan liberal özgürlük havasıyla…

Bu sürecin açığa çıkardığı bir başka durum; toplumsallığın zayıf, bireyselliğin ise daha güçlü olduğu İsviçre’de ortaya çıkan kadın dayanışmasıyla bireyci ve rekabetçi ortamın bir nebze de olsa dağılmış olması…

Yaklaşık yirmi yıldır İsviçre’de yaşayan, eylemi gözlemlemeye gelmiş İranlı göçmen bir erkek şöyle diyor:

İsviçre’deki bu ölü toprağı kadınların kaldıracağına inanamazdım. Bu cinsiyetçi bir yaklaşım olabilir farkındayım. Ama artık bizi politikacıların değil, kadınların kurtaracağına inanıyorum.”

Dışarıdan Gelen Tepkiler

Grev hazırlıkları bir yıl boyunca sürdü ve bu süre zarfında giderek artan bir oranda medyanın, patronların ve politikacıların gündemine de yerleşti. Çoğunlukla tek tek kadınlardan ve sosyal demokrat partilerden destek gören greve, sendikalar yetersiz de olsa desteklerini açıkladılar. Fakat politikacılardan özellikle erkek politikacılardan oldukça kötü açıklamalar da geldi. Bu grevin İsviçre gibi yüksek gelir düzeyi olan bir ülkede, kadınların “özgürce dolaşabildikleri” bir ülkede yapılıyor olmasını şımarıklık olarak değerlendirenler bile oldu.

Kadın çalışmalarında ve politikada aktif bir şekilde yer alan ve aynı zamanda alternatif listeden belediye meclis üyesi olan Ezgi grevde olma nedenlerini şu şekilde aktarıyor:

“İsviçre’de kadınların toplumsal konumundan şikâyetçiyim; öte yandan da daha iyi çalışma koşulları için, daha yüksek maaşlar için, kadın hakları için, kadınlara karşı şiddetin konu edilmesi için, şiddeti önleme çabalarına daha fazla maddi destekte bulunulması için, kadınlara özgü göç nedenlerinin iltica sebebi olarak tanınması için burada olmak istedim. Greve çıkmak için bir hayli sebep var ama bunlar benim için ana nedenler.”

İsviçre’nin en sağcı partisi olan SVP’li kadınlar ise, kadına yönelik şiddetin var olduğunu, fakat bunun sorumlusunun yabancı erkekler olduğunu dile getiren açıklamalar yaptılar.

Yabancılar demişken, grevin belki de en zayıf yanı; göçmen ve mülteci kadınlara yeterince ulaşamamış olmasıydı. Oysaki bu kadınlar İsviçre’de en düşük ücretlerle en kötü işlerde çalışan, işçi sınıfının en alt tabakasını oluşturuyorlar. Dolayısıyla her alanda kurulabilmiş bu dayanışma ağlarının göçmen kadınları yeterince kapsayamamış olmasının sebepleri ne olursa olsun, ilerleyen zamanlarda aşılması gereken önemli bir gündem olarak kadın hareketini meşgul edecek.

Türkiye’den çıkmak zorunda kalmış ve İsvriçre’ye iltica etmiş olan ve dört yıldır burada yaşayan Duygu, mülteci kadınlara dayatılan baskıları ve çalışma koşullarını şöyle aktarıyor:

“Burada yaşayan yabancı kadınlar olarak buranın en kötü koşullarında en düşük ücreti alıyoruz. Bir yandan da buraya entegre olma konusunda baskı görüyoruz. Ben bir üniversite mezunuyum, fakat bana yönlendirilen ilk iş yeri mutfaktı. Mülteci kadınların çoğu ilk olarak ya temizliğe ya mutfağa yönlendiriliyorlar. Çalışma koşullarının en kötü olduğu alanlar. Ve elbette hepsi toplumsal cinsiyetin devamlılığı olan işler. Bugün grevde bulunmamın en büyük sebebi; kadınların her yerde olabileceklerini göstermek ve biz bundan çok daha fazlasını başarabiliriz, buna inanıyorum. Bugün İsviçre’de dünyanın her yerinden ve her meslekten kadınlar olarak İsviçreli erkeklere ve politikacılara şunu göstermek istiyoruz, biz her yerdeyiz ve çok güçlüyüz. Bize biçtiğiniz hayatın çok daha fazlasını başarabiliriz ve başaracağız. “

Ve şimdi böylesi bir coşku, neşe ve güçle yüklenmişken, açığa çıkan bu dinamiğin, kadın örgütlenmesinin ve hareketinin nereye taşınacağı sorusu bir işaret fişeği gibi yanıp sönüyor kafalarda…

Bazen “işte tam burada geriye düşmek artık mümkün değildir” dediğiniz anlar ve konumlar vardır ya, bu da İsviçre kadın hareketi için öyle bir an ve konum. Fakat “buradan ileriye nasıl gidileceği” henüz sadece bir soru. Grevin yorgunluğu biter bitmez bu soruya yoğunlaşılacağı açıkça görünüyor.

 

[1] Bu rakamlar çeşitli medya organlarından ve kadın grevi organizatörlerinden bir derlemedir. Örneğin Zürih’te polis 70 bin derken, kadın grevi komitesi 160 bin, medya ise yüz binin üstünde açıklaması yaptı. Ama bütün İsviçre’de neredeyse yarım milyon kadının sokaklarda olduğuna dair açıklamada ortaklaşıldı.