-Bugün bize ne oynayacaksınız?
+Vallahi biz de bilmiyoruz, sizden ne gelirse.
Doğaçlama tiyatro etkinliğimizin girişinde seyirci ile aramızdaki ilk diyalog buydu. Bir tiyatro salonu olmayan dernek salonumuzda toplanmalar başlarken ne izleyeceğini merak edenler bu soru etrafında buluşmuştu. Doğaçlama tiyatro elbette yeni bir gösteri türü değil fakat hem bu türde bir tiyatroyu ilk defa izlemeye gelenler olması hem de İzmir Mor Dayanışma olarak ilk defa böyle bir etkinlik düzenlemiş olmamız bu soruyu akıllara getiriyordu. Sorunun yanında cevap da aynı düzeyde gerçekti çünkü oynayanlar olarak biz de o anda neler olabileceğini bilmiyorduk. Elimizde yıllardır bu gösteri türünde birikmiş turlar, yönergeler var; doğaçlama tiyatro ekibinde emek veren kişilerin tiyatro deneyimleri var. Tabii bir de her seferinde kendimizi beklenmedik yerlerde bulduğumuz provalarımız var. En önemlisi de provalar! “Doğaçlamanın provası mı olurmuş?” diye aklınız karışmasın, kelime kelime ezberlemek değil ama seyirciden gelen yönergelere ve oyuncuların birbirlerine atacağı paslara çalışmak çok önemli. Her prova, yeni bir oyun gibiydi. Provalarda bir metin değil, oyuncuların birbirleriyle güçlü bağları oluşuyor. Gerisini biz oynarken üretiyoruz, deyim yerindeyse eylemin içinde üretiyoruz. En büyük şansımız da uyumumuz. Sanki yıllardır birlikte oynamışız, birlikte ter dökmüşüz. Bunun yarattığı his, yine yıllardır bir aradaymışız gibi birlikte güldüğümüz seyirciyle buluşunca daha da tatlandı.
Doğaçlama tiyatro; önceden bir senaryo, bir metin olmadan ve hikayelerin, karakterlerin, tiplerin, eylemlerin gösteri anında ortaya çıktığı interaktif bir tiyatro sanatı türü. Konularını, çıkış noktalarını ve hatta bazen karakterlerini bile seyirciden alan ve kalan oyunun tamamen o anda ortaya çıktığı bir tür. Biz de bu türün etrafında farklı biçimlerde yer almış kişileriz. Birimiz yıllarca bu performansı sergileyen deneyimli bir oyuncu, birimiz seyirciden aldığı hikayeleri o anda şarkı yapan oyuncu ve şarkıcı, birimiz hiç doğaçlama tiyatro yapmadığını ve bu yüzden çekindiğini söylese de anlattığı masallarda, oynadığı kadın oyununda aralarda pek de güzel doğaçlayan bir oyuncu, ben de tiyatroyla daha amatör olarak ilgilenmiş en çok da doğaçlamayı sevmiş biriyim. Bu ekibi yan yana getiren ise feminizm ile tiyatronun kesişiminde özgürleştirici bir ifade alanı oluşturma isteğimiz.
İstek yeterli değil tabii, bir de heyecan lazım. Bizde epeyce var. Dört oyuncunun takvimini ortaklaştırmak için verdiğimiz insanüstü çabanın ardından nihayet buluşabiliyoruz derneğimizde.
Çay demlendi mi? Ortalığı topladık mı? Sandalyeler dizildi mi, sayısı yetecek mi? Bize de sandalye gerekecek mi? Kaç kişi gelecek acaba? Komik olur muyuz, güldürür müyüz, güler miyiz? Oynama alanı dar mı, geniş mi? Şu sehpayı nereye koysak?
Hazırsak Başlayalım mı?
Gösteri saati yaklaştıkça derneğe gelmeler de başlıyor. Önden çaylar, kahveler içiliyor, balkon sohbetleri yapılıyor. Kapı sohbetlerinin tadını bilmeyen yoktur. Dernekte yaptığımız herhangi bir etkinlik öncesi -bazen bir söyleşi, bazen bir film gösterimi- bu ayaküstü sohbetleriyle biraz etkinliğe biraz da birbirimize hazırlanıyoruz. Bazen bir şarkının introsu gibiyiz, bazen de spor öncesi ısınması gibi. Karakterlerimiz tanışıyor, sohbetlerimiz ısınıyor. Yadırgayıcı, ötekileştirici bakışlar olmadan kendimiz olarak biraz da kendimizle sohbet ediyoruz. İlk defa gelen bir kadına biri derneği gezdiriyor, biri diğerine çay koyuyor, mor çitli uzun ince balkonla birlikte uzuyor muhabbetler. Günün konusu doğaçlama tiyatro olunca izleyiciler neyle karşılacağının merakı içinde, öte yandan oyuncular da neyle karşılacağının merakı içinde… Hazırlıklar tamamlanıyor. Son provalar, mini makyajlar, nötr görüntü için siyah renkli herhangi bir kıyafet olan kostümler… Etkinlik saati geldi, hazırsak başlayalım.

Asılı Kalan Kahkaha
Kısa bir açılış konuşması ile başlıyor etkinlik. Doğaçlamanın ne olduğunun anlatımı ve ardından düdükle başlayan ilk doğaçlama turu. Seyircilerin ve oyuncularınkiyle birleşip genişleyen bir konu evreninde yan yana geliyoruz. Oyunların çıkış noktaları o anda akla gelen, yaşanmışlıklardan kısa kesitler barındıran kelimeler ya da cümleler oluyor. Bazı oyunlarımıza seyirciler direkt oyuncu olarak dahil oluyor. Böylece seyirci hem zihnen hem de bedenen anlatılanın içine girebiliyor.
Ve final düdüğü. Oynanan sekiz tur oyunun sonunda izleyenlerin yüzünde asılı kalan kahkaha… Doğaçlama tiyatro buluşmamızı tek cümleyle anlat deseler sanırım bu tabiri kullanırdım: “Asılı kalan kahkaha” Ama gülmekten çenesi yorulan sadece seyirciler değil; sıramızı beklerken ve doğaçlama replikler, hareketler üretirken birbirimize en çok da biz, oyuncular gülmüş olabiliriz.
Basit bir gülme refleksini değil, sindirilmeye çalışıldığımız tüm zamanlara olan hıncımızı barındıyor bu anlar. Sadece kahkaha değil, onlarca kadının yan yana geldiği, kapı önü sohbetinden içtiği çaya, günlük hayatın cinsiyetçi kaosundan sıyrılıp birbiriyle paylaştığı durumlara, deneyim aktarımları ve tartışmalarla yükselttiğimiz bilinçlerimizle buluşuyoruz.
’’Bir daha ne zaman yaparız?’’ sorusu, kasvetli gündemlerin arasından açtığımız kahkaha penceresi ve bu pencerenin ardına tüm kadınların dizilebilmesi için verdiğimiz mücadelenin mutluluğuyla tekrar buluşmak üzere vedalaşıyoruz. Vedamız aynı zamanda doğaçlama kahkahaları örgütlü gücümüzle artırmak için tüm kadınlara ve oyunculara bir çağrıdır.


