Kapitalizmin küresel hegemonya krizinin derinleşmesinin bir sonucu olarak çözüm için devreye sokulan savaşlar, kibarlık olsun diye “savunma” denilen “savaş” harcamalarının artması sonucunu yaratıyor. Bu durum, silah sanayinin ana girdisi olan metal odaklı imalat sanayisinin büyümesi anlamına geliyor.
2024 yılında metal patronlarının gerekçe ettiği maliyet baskıları ve kur dalgalanmaları sektörde daralmalara yol açsa da, silah ve otomotiv sanayisinde büyüme yaşandı. Türkiye Avrupa’da silah, otomotiv başta olmak üzere metal sanayinde tedarik merkezi olmayı hedefliyor.
İşte, tam da bunun içindir ki iş gücü maliyetlerinin ucuzlatılması temel önemde duruyor. Metal işçileri, Türkiye işçi sınıfının sayısal çoğunluğunu oluşturmuyor ama ihracata dayalı sanayi politikasının merkezinde yer alıyor.
MESS ve Güç Dengesi
Metal işverenleri örgütü MESS ile metal işçileri sendikaları arasındaki 2025-2027 toplu sözleşme görüşmeleri bu ay başlıyor ve ve bu süreç yazı boyunca yazacağımız gerekçelerde de görüleceği üzere oldukça çetin geçecek.
Bu dönem, MESS’in “ekonomik kriz yüzünden üretim maliyetlerini kısıtlamanın zorunlu olduğu ve dolayısıyla zam talepleri makul olmalı” yönündeki söylemi işbirlikçi sendika Türk Metal eli ile işçiler arasında da yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.
150 bine yakın metal işçisinin ücret zammı ve sosyal hakları önümüzdeki aylardaki sözleşme ile belirlenecek. Aynı zamanda bu iş kolunun büyüklüğü ve örgütlü çalışan sayısının fazlalığı yüzünden metal sözleşmesi başka iş kollarında imzalanacak sözleşmeleri ve hakların düzeyini de belirleyecek. Öte yandan önümüzdeki aylarda belirlenecek asgari ücret de sözleşme sürecini etkileyecek.
Ücret zamları, vergi yükünü kimin sırtlanacağı, çalışma ve mesai koşulları, sözleşmenin süresi gibi başlıklar pazarlık sürecinin temel gündemlerini oluşturuyor.
MESS kapsamına giren 150 bine yakın işçinin 11 bini Birleşik Metal-İş sendikası tarafından temsil edilirken geri kalanı Türk Metal ve Özçelik-İş sendikaları tarafından temsil ediliyor.
Birleşik Metal-iş Sendikası ve Türk Metal Sendikası taslaklarını açıkladı, Özçelik-İş Sendikası ise Türk Metal Sendikası’nın gölgesine sığınmış bekliyor. Yazı boyunca yapacağımız değerlendirmede Özçelik-İş’i Türk Metal Sendikası içinde değerlendirmiş olacağız.
Onlarca fabrikada binlerce işçinin çalışma ve yaşama koşullarını belirleyecek sözleşme taslaklarını oluşturulması sürecinde Birleşik Metal-İş sendikası (BMİS) üyeleriyle fabrika toplantılarında bir araya gelip tartıştı. Türk Metal Sendikası (TMS) ise sözleşme hazırlığını işçilerin ücret zammı beklentisini aşağı çeken bir anket çerçevesiyle sınırladı. TMS başkanı Uysal Altundağ bu durumu “ayakları yere basan bir taslak hazırladık” diye açıkladı. Ayakları yere basmaktan kastettikleri, işçilerin sömürü koşullarının olağanlaştırma ve yoğunlaştırma.
Bu farklı ön hazırlık kendisini TİS taslaklarında gösterdi: BMİS taslağında ücret zammı teklifi ilk altı ay sosyal haklar hariç yüzde 58,5 iken TMS’de ise bu oran yüzde 35. Hemen belirtelim BMİS’in yüksek gibi görünen teklifindeki oran kabul edilse bile sonuçta işçiler ancak yoksulluk sınırında ücret alabilecek.
Öte yandan, önemli bir farklılık olarak BMİS taslağında vergi kesintileri ücretlerin yüzde 15’ini geçtiğinde farkın patron tarafından karşılanmasını isteniyor. TMS taslağında ise buna dair bir madde yok. Aslında Türkiye’de vergi yükü işçilerin sırtında: MESS kapsamına giren Türkiye’nin en büyük 2. Şirketi Ford Otosan 2024 yılında yüzde 0,02 yani binde 2 vergi öderken, aynı yıl bir Ford Otosan işçisi gelirinin yüzde 29,3’ünü vergi olarak ödedi.
Yine bir diğer önemli madde, “işe giriş” ücretlerinin yükseltilmesi maddesi BMİS taslağında yer alırken, TMS taslağında yok. Bu madde fabrikalarda kıdemli işçilerin işten atılıp ucuza yeni işçilerin alınmamasını hedefliyor. Metal işverenleri 2023-2025 döneminde “dolar kurunun baskılanması sonucu artan üretim maliyetleri ve daralmayı” gerekçe göstererek 20 bin işçiyi işten çıkardı. Ve şimdiki sözleşme döneminde de metal işçilerinin taleplerini işsizlik tehdidiyle baskılamaya devam ediyorlar.
Gangster Sendikacılık Eliyle Kontrollü “Mücadele”
Kapitalizmin yapısal işleyişinin bir sonucu olan kar oranlarının düşme eğilimi, işçilerin sırtındaki sopa ile sınırlandırılmaya çalışılır.Ucuza uzun saatler, vergi kesintileri ve zamlarla yük işçiye bindirilir. İşçilerin itirazları ise kapının önünde bekleyen işsizler ordusu ile baskılanır, sermayenin kar elde etmesi zorunluluğu işbirlikçi işçi sendikaları tarafından bile anlatılır. Türk Metal Sendikası gibi bazı sendikalar bu konuda özel olarak görevlendirilmiştir.
İşçi sınıfı mücadelesinin günümüzde kaybettiği ideolojik-politik hegemonya, yürütülen işçi mücadelelerini sermayenin rasyonelleri içinde bir çerçeveye hapsolma yönünde baskılıyor.
Öyle ya, patron kar etmezse fabrika işlemez, bu sebeple patronların kazancının korunacağı “ayakları yere basan” talepler olmalı. Asgari ücret ve kamu işçilerinin sözleşmeleri de bu rasyonelle belirlenmeli. Her şey sermayeye göre ve onun ihtiyaçları tarafından belirlenmeli!
İşte 140 bini aşkın işçiyi temsil eden Türk Metal’in yaklaşımını belirleyen işçilerin değil sermayenin ihtiyaçlarıdır. Ve metal patronları tam da bu yüzden Türk Metal Sendikası’nın fabrika fabrika örgütlenmesinin önünü açıyor. Temmuz 2025 sendikalaşma verilerine göre Türk Metal Sendikası 284 bin 541 üye ile sadece metal iş kolunda değil tüm iş kollarındaki en büyük sendika. Ne kadar fazla hizmet edersen o kadar çok sendika aidatı, o kadar rahat sendika ağalığı!
Türk Metal Sendikası’nın stratejisi, işçilerin üretimden gelen gücünü kullanmasını engelleme, engellerken aynı anda işçilerin öfkesini sembolik eylemlerle kontrollü bir mücadele biçimine hapsetme üzerine kuruluyor. Stratejinin bir diğer yanını “vatan, milli değerler” gibi söylemlerle işçilerin sınıf bilincinden kopartılması oluşturuluyor. İmzalanan sözleşmelerin işçilere duyurulması genel başkanın fabrikaları ziyaret ederken yaptığı hamaset dolu söylemlerle seyirlik gösterilere dönüştürülüyor.
2015 de yaşanan “Metal Fırtınası” döneminde Türk Metal Sendikasına tabandan oluşan güçlü tepkinin yarattığı kopuş kalıcı hale sokularak süreklileştirilemedi. Sonrasında tepkiyi örgütleyen işçi önderlerinin işten atılması süreci de gangster sendikacılığına karşı tabanda bir güç oluşmasını engelledi.
Fiili Grevlerden Fabrika İşgaline Mücadele
Türk Metal karşısında sınırlı bir örgütlülük düzeyine sahip olan Birleşik Metal-İş sendikasının üslendiği misyon oldukça kritik ve üye sayısı TMS’ye göre az olsa da çok güçlü belirleyeciliğe sahip. Türk Metal üyesi işçiler arasında da BMİS sermaye karşısında kararlı ve işçiler lehine sonuç alıcı bir duruşu temsil ediyor.
BMİS fiili grev ve mücadele tarzının güçlendiği bir sendikal pratik inşa ediyor.
BMİS, 2024 Aralık ayından itibaren grev yasaklarına rağmen fiili grevlere çıktı. Ve sonucunda MESS’in dayatmalarını kabul etmeyerek yüzde 60 oranında zamlarla sözleşmeler imzaladı. Yine geçtiğimiz günlerde OMSA Metal’de sendikalaşan 57 işçinin işten atılması üzerine sendika öncülüğünde yürütlen direnişin 70. Gününde fabrika işgal edildi. İşgal sonrası yapılan görüşmelerde OMSA Metal işçilerinin tamamı işbaşı yaptı, yapmak istemeyen işçilere tazminatları ödendi ve fabrikada TİS imzalandı.
İşte sermaye rasyonelleri ve onun çizdiği sınırlar karşısında işçilerin sendika öncülüğünde yürüttüğü mücadele başarı kazandı. Önümüzdeki aylarda sermayenin ihtiyaçlarını değil de işçilerin ihtiyaçlarını esas alan bir mücadele hattının örgütlenmesi metal işçileri için belirleyici olacak. 150 bin civarı işçinin 140 binden fazlasının Türk Metal ve Özçelik-İş’e üye olduğunu da hatırlarsak metal işçilerinin mücadelesinin pek de kolay olmayacağını hesaplamalıyız.
Öyle bir durum var ki, baştan kabullenilmeli ve ona göre hazırlık yapılmalı: Metal patronlarına karşı yürütülecek mücadeleyi aynı anda “gangster sendikacılığa” karşı da yürütmek gerekiyor.
İşçiler için işten atılma kaygısı belirleyeci olmakla birlikte geçim krizi de oldukça belirleyici. Öte yandan metal işçilerinin işçi sınıfının diğer bölüklerine oranla daha çok sahip olduğu iş güvencesi ve güvenceli çalışma koşulları sermayenin yapısal ve güncel eğilimleri tarafından çözülmeye doğru zorlanıyor. Ve bu durum da çetin bir mücadele dönemi dayatıyor.
Metal işçilerine kavgada güçleneceği bir irade yoğunlaşması gerekiyor. Türk Metal’e üye fabrikalardaki işçiler başta olmak üzere sözleşme sürecini an an yürütecek bir mücadele hattı acil ihtiyaçtır. Bu anlamıyla BMİS yöneticileri ve üyesi işçiler başta olmak üzere işçi sınıfı devrimcilerinin bu dönem kavgada daha sıkı ve yan yana olmaya ihtiyacı var. Türk Metal üyesi fabrikalara da yayılabilecek bir iletişim ağı ve taban örgütlenmesi, sözleşme döneminde metal patronları ve işbirlikçi sendikanın işçiler üzerinde kurmaya çalışacakları basıncın kaldırılabilmesi için belirleyici olacak.
Sendikayla birlikte ama onunla sınırılı olmayan bir çalışma planı, TİS sürecinde patronlar üzerinde baskıyı arttırmayı ve işçilerin sözünü görünür kılmayı sağlayacaktır. Önümüzdeki aylar boyunca işçilerle kuracağımız doğrudan iletişimle bu zemini güçlendirmeye çalışacağız. İşçilerin daha çok konuşacağı ve bir araya geleceği bir biçimde hazırlanmalıyız.

