Tarihten Bir Belge: Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi-1918

 

Ekim Devrimi’nin 104. yıl dönümüne saygıyla…

Ekim Devrimi’nin 104. yıl dönümü henüz geçti, bugün ise 20 Kasım Çocuk Hakları Günü.

Özel bir dönemden geçiyoruz, tartışmasız. Kapitalizmin ışıltılı ön cepheleri dağılıyor. Bu yoksulluk, ölüm ve savaş sistemi kendi yıkıntılarının arasında çırılçıplak duruyor. Çıplaklığın karşısında, Ekim 1917 devriminin yıl dönümünü, 21. yüzyılın devriminin en güncel olduğu bu günlerde aynı coşku ve aynı devrimci irade ile kutluyoruz. Ufkumuz bugün o ufuktan da geniş(yine o ilk ufuk sayesinde) ama hâlâ Ekim Devrimi’nin ayak izlerini takip ediyoruz…

Oysa söz konusu çocuklar olduğunda, zihnimiz, ufkumuz hemen yetişkin duvarlarına, kurulu olan düzene çarpıveriyor. Müthiş bir güvensizlik, tutarsızlık, korku, geleceğe erteleme hali…

Çocuğu birey olarak görmeyen, onu toplumun edilgen, pasif, zayıf bir nesnesi haline getirerek üzerinden fayda sağlayan ve kar elde eden çocuk algısı(burjuvazi ile yerleşen çocuk algısı) bugün neredeyse tüm dünyada yerleşik durumda. Epey güçlü köklerle, devletlerden hükümetlere, bireylerden kurumlara kadar her yere yerleşmiş tarihsel bir sistem yetişkin egemenliği, tıpkı patriyarka ve kapitalizm gibi.

Çocuklara bakarken de çoğunlukla bu çarpık algının bize bıraktığı dar çerçeveden bakıyoruz. Biraz yakından baksak, AKP hükümetinden tutalım da en ileri kapitalist ülkelere kadar tamamının “görünmez” çocuk politikalarını görürüz. Tam da konumlarından beklendiği gibi, çocuğa yaklaşımları hiyerarşik, ezici, nesneleştirici…

Ama bu bakış maalesef demokrasi güçlerine, devrimcilere de yerleşmiş durumda… Çocuklar belli refleksif durumlar dışında neredeyse hiç gündem edilmiyor. Çocuklarla ilgili söylem ve politikalar ya yine onları geleceğe hapsediyor ya yalnızca eğitimdeki sorunlarına dair söz söylüyor ya da sadece korunmalarına yöneliyor. Genişçe bir ufuktan, tıpkı sosyalizmin bize sunduğu ufuk gibi, çocuklara, onların haklarına bakmak da mümkün ve gerekli hâlbuki.

Bu yazıyla, geçmişten bir belgeyi konuşmak ve bugün daraltılmış ufkumuzun geçmişte nasıl da sınırsız olduğunu göstermek istiyorum. Ama önce çocuk haklarına dair bilinen en genel kronolojiyi konuşalım.

Çocuk Hakları Sözleşmesi

Evet, Çocuk Hakları Sözleşmesi bugün bu alandaki en kapsamlı belge.

Bu belge elbette bir anda ortaya çıkmadı. “Çocuğun” haklarıyla ilgili ilk toplumsal politika belgesinin 1779 yılında İsviçre’nin Zürih Kantonu’nda yayınlanan bir emirname olduğu kabul edilir[1].

İşçi sınıfının mücadeleleri sonucu çıkarılan ve çocukların çalıştırılmalarını yasaklayan pek çok yasa da var tabii, mesela 1833’te İngiltere’de çıkarılan Fabrikalar Yasası. Çocukların eğitimlerine dair yasalar da var. Farklı farklı alanlarda hazırlanan ve çocuklarla ilgili önemli birikimleri sağlayan belgeler bunlar.

Daha sonra çocukların korunması için bir örgütün kurulması fikri üzerine tartışılıyor; 1914 ve savaş yılları ile birlikte bu tartışmalar geri planda kalıyor. En azından somut olarak pek az adım atılmış, kaynakların gösterdiği kadarıyla.

Çocuklar İçin Uluslararası Yardım Örgütü’nün 1920’de kurulmasından sonra 1924’te Birleşmiş Milletler tarından kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi bu alandaki en kapsamlı ilk belge olarak görülüyor. Aynı bildirge yıllar boyunca geliştiriliyor, 20 Kasım 1959’da 78 ülkenin onayıyla genel kurulda kabul ediliyor ve daha sonra yine 20 Kasım 1989’da Çocuk Hakları Sözleşmesi(ÇHS) imzalanmış oluyor.

Bu sürece kadarki neredeyse tüm belgeler, çocukları koruma temeli üzerinde yükselirken, ilk defa 1989 ÇHS ile durum değişiyor. Tamamını da okumanızı önereceğim şu yazısında[2] Ezgi Koman bu konuya dair “1989 yılında BM Genel Kurulunda kabul edilen BM Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukları sadece korunması gereken varlıklar değil, kendilerini gerçekleştirebilecekleri olanakların sağlanmasıyla hak ve özgürlükleri olan varlıklar olarak tanımlamış ve paternalist yaklaşıma tepki olarak doğan “özgürleştirici yaklaşımın” uluslararası dayanağı olmuştur.” diyor.

Bu yazıyı, çocuk haklarının durumu ile ilgili güncel değerlendirmelere ayıracak olsaydım, devamında en az bir maalesef cümlesi olurdu. Ama öyle yapmayacağım.

Bu yazının Sovyetler ile bağını da tam burada kurmak istiyorum çünkü. Hem ufkumuz keskinleşsin hem de egemenlerin görünmez kıldığı tarihin tozunu alalım diye.

Gizlenmiş Bir Belge

Baştan belirtmeliyim ki, bu belgeyi daha önce görmemiş olmak beni üzdü ama aynı zamanda, gördükten sonraki heyecanım da uzun süre devam edecek.

Bu heyecan kaynağını, Ekim Devrimi’nden yaklaşık 4 ay sonra, başkent Moskova’da Prolekült Dergi etrafında düzenlenen Kent Konferansı’ndan alıyor.

Proletaryanın sanat, kültür, eğitim, kent, mimari gibi pek çok alandaki konumlanışına, sorunlara, yapılacaklara dair tartışılan ve birkaç gün süren konferansta Çocuklar İçin Özgür Eğitim adındaki örgüt de bir bildiri sunuyor.

Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi! Evet, aynen bu isimle.

İçerisinde eğitimcilerin, psikologların, pedagogların olduğu ve çocuklar, çocukların yaşamı ve eğitimi üzerine çalışmalar yürüten bu örgütün hazırladığı bildirge şu maddelerden oluşuyor[3]:

  1. Doğan her çocuk, ebeveynlerinin sosyal durumundan bağımsız olarak, bedensel bütünlüğünün korunması ve geliştirilmesi için ve ileride yaşamı tehdit edebilecek etkenlere karşı mücadele edebilmesi için uygun yaşam koşullarının sağlanması hakkına sahiptir.
  2.  Çocuğun sağlığının korunması için gerekli yaşam koşullarını sağlamak ebeveynlerin, tüm toplumun ve devletin sorumluluğundadır. Her bir unsurla ve bu unsurların birbirleriyle ilişkileriyle ilgili düzenlemeler ilgili yasal kurumlar tarafından yapılacaktır.
  3. . Yaşından bağımsız olarak her çocuk ayrı bir bireydir, hiçbir koşulda ebeveynlerinin, toplumun veya devletin mülkiyeti olarak görülemez, davranılamaz.
  4. Her çocuğun kendine en yakın eğitmenlerini seçme hakkı vardır, buna kendisine kötü bir eğitim veriyorlarsa ebeveynlerinden ayrılma hakkı da dâhildir. Çocuğun ailesinden ayrılma hakkı herhangi bir yaşında geçerlidir, toplumun ve devletin bu durumda çocuğun maddi koşullarının kötüleşmeyeceğini garanti etmesi gereklidir.
  5.  Her çocuğun kendi bireyselliğine göre eğitim alma ve yetiştirilme hakkı vardır. Bu hakkın gerçekleştirilmesi, uyumlu bir gelişim gösterebilmesi için kendi doğası ve kişiliğine en uygun koşulların sağlandığı eğitim ve yetiştirme kurumlarının sunulması ile mümkün olacaktır.
  6. Hiçbir çocuk şiddet veya zorla bir eğitim kurumuna gitmeye zorlanamaz. Her aşamada çocuğun özgürce eğitimi ve yetiştirilmesi konusunda karar vermesi desteklenmelidir. Her çocuk kendi bireyselliği ile çelişen bir eğitimi reddetme hakkına sahiptir.
  7. Her çocuk mümkün olan en erken yaştan itibaren, kendi becerileri ölçüsünde gerekli toplumsal çalışmanın içinde yer almalıdır. Bu çalışma, çocuğun ruh sağlığını ya da zihinsel gelişimini olumsuz etkileyecek koşullarda değil, eğitim sisteminin bir unsuru olarak ele alınmalıdır. Kamusal üretime katılmak çocuğun en önemli haklarından birini gerçekleştirmesini sağlar; bu hak çocuğun kendini bir asalak gibi hissetmemesi ve hayatın üretiminde etkin bir rol oynaması, varlığının sadece gelecek için değil bugün için de bir toplumsal değer olduğunu hissetmesidir.
  8. Her yaşta çocuk, haklar ve özgürlükler açısından yetişkinlerle eşit konumdadır.
  9. Özgürlük, fiziksel ve ruhsal gelişmeyi ketlemeyen ve başkalarına zarar vermeyen herhangi bir şeyi yapabilmektir. Bu sayede, her çocuk, kendi fiziksel ve ruhsal gelişiminin gerekleri ve toplumun diğer üyelerinin haklarını kullanmasını tehlikeye sokmamak dışında, doğal haklarını kullanabilir.
  10. Her çocuk toplumun bütününe zarar veren koşulları ortadan kaldırmak üzere diğer çocuklarla veya yetişkinlerle etkileşime geçme hakkına sahiptir.
  11.  Her çocuğa kendi yaşamları ve konumları ile ilgili düzenlemelere katılma hakkı verilmelidir.
  12.  Hiç kimse, aile, toplum veya devlet, çocuğu herhangi bir dinin öğretilmesine veya ritüellerini uygulamaya zorlayamaz, dini eğitim tamamen özgür olmalıdır.
  13.  Hiçbir çocuk, başkalarının haklarına zarar vermediği sürece görüşlerini açıklamaktan alıkonulamaz.
  14. Her çocuk, zihinsel becerileri ölçüsünde, yetişkinlerin olduğu kadar görüşlerini özgürce yazılı ve sözlü olarak ifade etme hakkına sahiptir.
  15. Her çocuk diğer çocuklarla veya yetişkinlerle örgütler, dernekler veya başka türde sosyal bağlar kurma hakkına sahiptir. Bu hak çocuğun yüksek yararını gözetmeli, bedensel ve zihinsel gelişimi ile uyumlu olmalıdır.
  16. Hiçbir çocuk cezalandırılamaz, tutuklanamaz. Çocukların yaptığı ihlaller ve hatalarda, uygun eğitim kurumlarında ıslah yoluna gidilmeli, baskıcı yöntemler ve cezalar kullanılmamalıdır.
  17. Toplum ve devlet, yukarıda yazılı tüm çocuk haklarını, herhangi bir saldırıya karşı korumalı ve herkesi genç kuşağa karşı olan sorumluluklarını yerine getirmeye sevk etmelidir.

Müthiş değil mi? Çocuk hakları hareketinin, bugün hala ısrarla altını çizdiği en temel kavramlar, o günün koşullarında müthiş bir netlikle yazılmış. Çocuk katılımı, çocuğun üstün yararı, özne… 1924’te çıkarılan bildirge ile arasında dağlar kadar fark olduğunu da söylesem sanırım Sovyetlere torpil yapmış olmam!

Dönemin Çok İlerisinde Bir Çocuk Politikası

ÇHS sürecindeki tartışma, çocukları korumanın da ötesinde onların da birey olarak görülmesini sağlamaktı. Çocuk Hakları Sözleşmesi, bunu yapan ilk belgeydi. Peki ya, ÇHS’den neredeyse 70 yıl önce yayımlanan bu bildirgedeki çocuk bakışı, perspektifi, ufku?

Döneminin hâkim bakış açısının çok ötesinde-ki kapitalizmin vahşiliğinin karşısında yükselen halk iktidarının neredeyse her adımı doğal olarak çok ileriydi- olan bu bildirgenin en önemli özelliği, çocukları da toplumun parçası, öznesi kabul etmesi. O zamana kadar ve hatta hala bile çocuk çoğunlukla korunması gereken bir nesne olarak görülürken, Devrim’in henüz 4. ayında hazırlanan bu bildirge bir yandan çocukların korunmasının, gelişimlerinin sorumluluğunu devlete, topluma biçerken diğer yandan onu da birey olarak işaret ediyor. Ayrım gözetmeksizin tüm çocukların yetişkinlerle aynı haklara sahip olduğunun altını çiziyor.

İkinci önemli nokta da çocukların katılım hakkının tanınması. Çocukların özgürleşmeleri, özneleşmeleri ile birlikte düşünebileceğimiz bu hak daha o dönemde tariflenmiş. Devamında da çocukların fikir belirtme, sosyal ilişkiler kurma, örgütlenme hakkı tanınmış.

En özet haliyle bile bu belge öyle kapsamlı hazırlanmış ki. Çocuğa karşı şiddeti yasaklıyor, çocukların asla tutuklanamayacağını, cezalandırılamayacağını söylüyor. Yaşından bağımsız olarak her çocuğun eşit birer birey olarak kabul edilmesini söyleyen bu bildirgede çocukların karar alma mekanizmalarına dâhil olmasının, istediği eğitime ya da aileye karar vermesinin de önü açılmış.

Bugün hala çocuk emeğini en vahşi şekillerde sömüren kapitalizmin karşısında daha o dönemde çocuk işçiliği yasaklanmış. Ama ince bir ayrımla, çocukların yaşlarına, gelişimlerine, isteklerine uygun işlerde, eğitimlerine ve yaşamlarına engel olmayacak biçimde çalışabileceği de belirtilmiş.

Bir bütün olarak bu bildirge, Sovyet Devrimi sürecinde nasıl da tüm toplumun dönüştürülmesine yönelik adımlar atıldığını, çocukların ne kadar önemsendiklerini, dönüşümün bir parçası olduklarını ve çocuklar konusunda ne kadar geniş bir ufuk olduğunu gösteriyor.

Tarihten Bugüne

Tarihin içinde ışıl ışıl parlayan bu bildirge, geçtiğimiz sene yine devrimin yıl dönümünde Sovyetlerdeki çocuk politikalarına dair yazdığım şu[4] yazının da zeminini, felsefik ve politik arka planını gösterir nitelikte. Çocukların yaşamlarına yönelik atılan onca olumlu adımın arkasının boş olması da beklenemezdi zaten! Çocukların tüm haklarının Sovyet Anayasası’nın güvencesi altına alınması da yine aynı yerden kaynak alıyordu belli ki.

Peki ya bugün?

Bugün 20 Kasım ve çocukların özgür, eşit, barış içinde, demokratik bir çocukluk geçirdiklerini söylemek mümkün değil. Sözleşmeler, anlaşmalar bu noktada yalnızca bir ilk adım, güç dengelerine, politik ya da ekonomik çıkarlara göre şekillenebilen bir adım.

Birleşmiş Milletler, UNİCEF gibi uluslararası örgütler durmadan çağrılar yapıyorlar, çocukların haklarının korunması yönünde. Ama bir adım geriye gidip sınıfsal, siyasal çıkarlara baktığımızda bu çağrılardan eser görmüyoruz.

ÇHS’ye imza atmış olan, her çocuğun, ayrım gözetmeden yaşama hakkının olduğunu onaylayan Avrupa ülkelerine bakalım: Savaştan kaçıp kurtulabilen, denizleri, dağları ölmeden aşabilen, sınırlarda açlık ve soğukla mücadele etmek zorunda kalan mülteci çocuklar söz konusu olduğunda tek bir adım dahi atmıyorlar. Kendi “steril” dünyalarında çocukların “özgürlüklerini” savunurken, emperyalist savaş naralarıyla başka ülkelerin halklarının, çocuklarının üzerine bombalar yağdırıyor ya da buna aracı oluyorlar. Aynı şey çocuk işçiliği konusunda da geçerli elbette…

Bunların bir başka versiyonu ülkemiz için de geçerli. Sözleşmeye imza atmış olan ama neredeyse hiçbir maddesini uygulamayan, hatta koyduğu çekinceleri(sözleşmedeki 3 madde) yıllardır kaldırmayan, şartları iyileştirmek şurada dursun hak ihlallerinin üstünü de hızla kapatan, herhangi bir yaptırıma da zorlanmayan bir ülke…

Demeye çalıştığım şey, ÇHS’nin hiçbir işe yaramadığı değil. Aksine, en çok dillendirmemiz, tartışmamız, uygulanması için mücadele etmemiz gereken sözleşmelerden biri bu belge, tüm eksikleriyle, muğlâklıklarıyla birlikte, oraları da dönüştürmek isteğiyle.

Ama bunu yaparken çocuk meselesinin politikliğini, sınıfsallığını unutmamak. Sermayenin egemenliğinde bir dünyanın zihinlerimizi köreltmesine izin vermemek gerekiyor. Ve sözleşmelerin asla tek başlarına yeterli olmayacağını…

Bu tarihsel kesitler akarken görmediğimiz bir belge var işte, hem de bugünkü tartışmalarla neredeyse birebir aynı biçimde! Bugün burjuvazi, en iyisini, en demokratiğini kendisinin inşa ettiğini, insanlığı en ileri seviyelere taşıdığını iddia ediyor; bunu tam da bu ve benzeri sözleşmelerle yapıyor. Ama aynı anda yaptığı bir şey daha var: Kendisini riske atacak, parıltısına toz konduracak diğer tüm seçenekleri tarihin halısının altına süpürmek. Bu belgeye de öyle yapılmış olacak ki, İngilizceye çevrilmesi bile yıllar sürmüş!

Elbette, Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi’nin-ki kararların ne kadarının uygulamaya geçirilebildiğini bilmiyoruz- de tartışılması, eleştirilip geliştirilmesi gereken yönleri var. Sovyetlerdeki, özellikle ilk yıllarından sonraki dönemlerin çocuk politikalarının da eleştiriye açık yönleri var, evet.

Öbür taraftan ise açıkça görmemiz gerekir ki devrimin ilk günlerinden itibaren çocukların haklarını yasal güvenceye alan, eğitimden sağlığa tüm hakları yaygınlaştırıp ücretsizleştiren, anadilinde eğitimi tüm coğrafyada uygulayan(Kürtçe çocuk kitapları dâhil olmak üzere); çocukların katılım hakkından tutalım da örgütlenme haklarına(ki Sovyetlerin ilk dönemlerinde sayısız çocuk hakkı örgütü, çocuk meclisi vardı) kadar kabul eden; çocuğa şiddeti, çocuk cezaevlerini, çocukların emeklerinin sömürüsünü yasaklayan; çocukların sanatsal, bilimsel, sosyal aktivitelere katılımını önceleyen(Spor okullarından tutalım da kütüphanelere kadar çocuklar için düşünülen binlerce mekân inşa edilmişti. Mesela dünyanın ilk interaktif çocuk müzesinin Sovyet döneminde başkent Moskova’da inşa edildiğini ve hala aktif olduğunu biliyor muydunuz? Ve duvarlarındaki tabelalarda “her şeye dokunabilirsiniz çocuklar” yazdığını?), kâğıt üzerinde kalmayıp hayata geçirilen tüm bu adımlar bugünün politikalarından çok daha ileri.

Çocuklar İçin Çocuklarla Birlikte Bir Çıkış

Bugünün devrimci mücadelesinin çocuklara dair ufkunun Sovyetlerinkinden çok daha geride olduğu acı bir gerçek. Ama Sovyetlerin ilk günlerinde çıkarılan bildirgenin bugünün en ileri bildirgelerine temel oluşturabilecek düzeyde olduğu da açık bir gerçek. Tarihin en büyük devriminin en sıcak anlarında, çocukların da o devrimin parçası olduğunu gören ve özneliklerini tanıyan bir devrimden; yalnızca Çarlık düzenini, sermayenin egemenliğini yıkmak değil, yetişkinlerin de egemenliğini yıkmak için zemin oluşturan bir belgeden bahsediyoruz. 

Daha birçok konuda olduğu gibi bu noktada da Ekim Devrimi hala ufkumuzu açmaya, yolumuza ışık tutmaya devam ediyor. Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi de gösteriyor ki, o ufuk çocuklar konusunda da epey parlak. Yalnızca çocuklar için değil çocuklarla da birlikte diyecek kadar da “radikal”…

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni savunmaya, çekincesiz uygulanmasını talep etmeye devam edeceğiz. Ama devrimlere gebe yüz yılın içinden, Sovyetlere bakmayı, onun katkılarından, kaynaklarından beslenmeyi de sürdürerek. Çünkü tam da o bildirgede olduğu gibi, çocuklarla ilgili sorunlar ancak bütünlüklü ve diğer mücadele alanlarıyla birlikte üretilen bir politika ile çözülebilir. Bugün ÇHS’nin uygulanmasını isterken, onun tek başına yeterli olmadığını da biliyoruz. Bir belgenin, bir çocuk algısı ve perspektifinin, toplumsal bir devrimin içinde nasıl filizlendiğini görmek ve o bütünlüklü bakışın, kuru bir kâğıt olarak durmayıp devrimin bütününe nasıl yerleştiğine, yasal güvenceye alındığına bakmak sanıyorum bize yardımcı olacaktır.

Şimdi tekrar, geleceğin yeniden çimlenip sosyalizmin yıldızının parladığı şu günlerde, evet çocuklar için ve çocuklarla birlikte, Ekim Devrimi’nin yıl dönümünde yolumuzu aydınlatanlara selam olsun.

[1]Atılgan, Eylem, Atılgan Aydın. (2009) Çocuk Hakları Paradigması Ve Çocuk Ceza Yargılamasına Hâkim Olan İlkeler Açısından Türkiye’deki Düzenleme Ve Uygulamaların Değerlendirilmesi, İHOP Yayınları

[2]https://ayrintidergi.com.tr/cocuklar-ve-haklari/#_ftnref3

[3] Almanca’ya 1921’de çevrilen metin İngilizce’ye 1992’de çevrilmiş. https://portal.dnb.de/bookviewer/view/1125648988#page/42/mode/1up

[4]https://elyazmalari.com/2020/06/08/zaman-kapsulu-sovyet-cocuklarinin-ufkumuza-biraktiklari/