Ekim Devrimi’nin Mitleri – Alexander Rabinowitch’le Röportaj: “Rus Devrimi hakkında daha öğrenecek epey fazla şeyimiz var.”

“Tek ülkede sosyalizm” Stalin’den önce hiçbir Marksist tarafından asla hayal edilmedi. Bu bir zorunluluğun sonucu olarak kabullenilen bazı önlemlerin, Stalin dönemine girdiğimizde bir tür erdeme dönüştüğü bir şeydi.

 (Bu metin, 7 Kasım 2017’de Alex Steinberg ile Dr. Alexander Rabinowitch arasında yapılan röportajın kaydıdır. Bu röportaj New York WBAI radyosunun 16 Kasım 2017’de gerçekleştirdiği Ekim Devrimi’ne ayrılmış iki saatlik özel programın bir kısmı olarak yayınlanmıştır. İlk defa Permanent Revolution sitesinde yazılı bir şekilde yayınlamıştır. )

Sıradaki bölümde, 1968 ila 1999 yılları arasında İndiana Üniversitesi’nde çalışmış olan emekli profesör Dr. Alexander Rabinowitch ile röportaj yapacağız. Dr. Rabinowitch, 2013 yılından beri Rus Bilimler Akademisi’nin St. Petersburg Tarih Enstitüsü üyesi araştırmacı akademisyen olarak çalışmaktadır.

Dr. Rabinowitch uluslararası alanda Rus Devrimi’nin önde gelen uzmanlarından biri olarak tanınıyor. Rus Devrimi hakkında yazdığı üç kitabı, Devrime Doğru, Bolşevikler İktidara Geliyor, Bolşevikler İktidarda, birçok kişi tarafından kilit kent Petrograd’da meydana gelen Rus Devrimi’nin tam bir tarihsel izahatını oluşturuyor. Dr. Rabinowitch, dünyanın her yerindeki konferanslara seyahat ederek oldukça aktif olmayı sürdürüyor ve şu anda Petrograd’da geçen iç savaş yıllarını kronikleştiren başka bir kitap üzerinde çalışmaya devam ediyor.

Dr. Rabinowitch, sizi misafir edebilmek bizim için oldukça güzel. Ana konumuza geçmeden önce Rus Devrimiyle ilgilenmeye nasıl başladığınızı ve bütün profesyonel kariyerinizi bu çalışmalara adamaya sizi neyin motive ettiğini sormak isterim.

Elbette. Annem ve babam Rus idi. Annem Ukraynalıydı ki Ukrayna annem doğduğunda Rusya’nın bir parçasıydı. Babam St. Petersburg’luydu. Her ikisi de Kızıl Terör sırasında 1918 yılında Rusya’dan kaçtı. Babam St. Petersburg Üniversitesi’nde ikinci veya üçüncü sınıf öğrencisi idi. Babam oldukça ünlü bir biyokimyacı olmakla birlikte Atom Bilimcileri Bülteni‘nin kurucu editörü de olan Eugene Rabinowitch’di. Manhattan Projesi’nde bulunan babam bombanın inşasından ve yansımalarından çok rahatsız oldu ve bugün hala güçlü bir şekilde devam eden bu bültenin kurucusu oldu. Aynı zamanda Bertrand Russell ile birlikte Sovyet ve Amerikalı bilim insanlarının ve modern dünyadaki bilimin etkileri ve bilimin potansiyeli ile ilgili problemlerle ilgilenen diğer ülkelerin bilim insanlarının katıldığı Pugwash konferanslarının kurucu ortağıydı.

Babam doktorasını Berlin’de aldı, sonrasında doğduğum yer olan Londra’ya geçti ve savaştan önce de Londra’dan taşındık. Babam Boston Massachusetts’deki MIT’de çalışmaya başladı ve ben devrimden kaçan insanlarla çevrili bir Rus göçmen topluluğunda büyüdüm. Bu toplulukta, Geçici Hükümet döneminin çoğunda Rusya Başbakanı olan Alexander Kerensky gibi şahsen tanıdığım insanlar bulunuyordu. Yazar Vladimir Nabokov, birkaç önde gelen Menşevik vs. de bu topluluktaydı.

Onları şahsen tanıyor muydunuz?

Evet. O zamanlar oldukça gençtim, mesela Sosyal Demokratların bir nevi arşivcisi olan Boris Nikolaevsky benim için bir tür büyükbaba gibiydi. Yıllarca Vermont’taki yazlık evimizin müştemilatında yaşadı ve çalışmalarının çoğunu orada yazdı. Gürcü Menşeviklerin lideri Irakli Tsereteli’yi çok iyi hatırlıyorum. Devrim hakkında çalışmalarım ciddileştikten sonra Kerensky ile birkaç kez röportaj yaptım. Ama yine de, devrim hakkında her şeye düşman olarak yetiştim. Fakat beni dönüştüren şey – beni Marksist yapmadıysa da devrim hakkındaki görüşlerimi değiştirdi- Chicago Üniversitesi’nde Leopold Haimson ile çalışmaktı. O harika bir öğretmendi.

Rus Devrimi’ne ciddi bir ilgi duymaya başladım ve kaynaklarla – ve gazetelerle – çalışmaya başlar başlamaz görüşlerimi çok çabuk değiştirdim. Çocukken tanıdığım insanların ve ailemin – anlaşılır bir şekilde 1917’deki güç mücadelesinde onlar kaybedenlerdi – Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldıkları açıktı ama kaynaklarda ortaya çıkan şey 1917’de Petrograd’da meydana gelen şeyin beni büyüleyen önemli sosyal ve politik bir devrim olmasıydı. Bu benim konuyla nasıl profesyonel olarak ilgilenmeye başladığımın nedenidir.

Haimson kesinlikle çok dikkatli bir sosyal tarihçiydi, muhtemelen solcuydu ama – öyle sanıyorum – Marksist değildi. Her halükarda ilham verici bir öğretmendi ve onun yardımı ile bu konudan büyülenmiştim. Ardından kütüphanelerde ve arşivlerde bulduğum materyalle uğraştım, 1963-64’te Sovyetler Birliği’ne gittim  ve bir yılımı kütüphanelerde 1917 Temmuz’undaki ayaklanmayı çalışarak geçirdim, çünkü Batılı araştırmacılara arşivler kapalıydı. Konudan giderek daha da etkilenmiştim, ufak tefek şeyleri birleştirmek beni heyecanlandırmıştı ve fark ettim ki fotoğrafik bir resim sunamamıştım – benim ya da herhangi bir tarihçinin sunacağı herhangi bir resim, onu yapanın görüşleri ve bilgileri tarafından şekillendirilir. Ama gerçekte olanlara elimden geldiğince yaklaşmak için çaba göstermeyi çok sevdim.

Evet, bütün profesyonel kariyerinizin oldukça büyük bir bölümünü Rus Devrimi’nin çalışmalarına ve ve Petrograd’da ne olduğuna ve temelde sadece Temmuz günlerinden yani eski takvimde Temmuz 1917’den devrimin ilk yıldönümü Kasım’ın 1918’e kadar olan yaklaşık bir buçuk yılı kapsayan bir döneme odaklandığınız bir tür mikrokozmosa adadınız.

Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler ile Petrograd işçi sınıfı ve askerleri arasındaki ilişkinin gerçek dinamiklerini ayrıntılı olarak takip etmek için orijinal belgeleri ortaya koyarak yeni bir çığır açtınız. Çalışmanız sırasında, Ekim Devrimi ile ilgili bir dizi miti kesin olarak çürüttünüz ve sizden bu mitlerin ne olduğunu ve kitabınızın onları nasıl çürüttüğünüzü açıklamanızı rica ediyorum. Mesela, Ekim Devrimi’nin kitlelerle ilişkisi olmayan küçük bir fanatik grup tarafından yaratılan bir darbe olduğu ve buna bağlı olarak kitlelerin gerçekte sözümona Geçici Hükümet tarafından temsil edilen “demokratik liberal” rejimi istediğini söyleyen bir mit var. Tam da bu haftasonu The Wall Street Journal’da az çok 1917 darbesi ve buna öncülük eden fanatikler konusuyla ilgili bir makale vardı. Kitaplarınızın bu miti nasıl çürüttüğünü ve gerçekte bu meseleyle ilgili ne bulduğunuzu açıklayabilir misiniz?

Evet, her şeyden önce Şubat ayından itibaren yaşanan şeyin, ortasında duramayacağım kadar büyük bir sosyal ve politik altüst oluş olduğunu anladım. İktidarı ele geçiren Lenin’in “komplocu takipçilerinin küçük bir grup” olmaktan çok uzakta olduklarını ve Şubat’tan itibaren Bolşeviklerin kitlesel bir parti kurmaya çalıştıklarını gördüm. İşçiler ve askerler arasında epey büyüdüler. Fabrikalardaki fabrika komiteleriyle bağlantılar kurmak ve sendikalarda ve garnizon birlikleri arasında güçlenmek için büyük çaba harcadılar.

Kitleler arasında kök salmayla diğer herhangi bir partiden daha fazla ilgileniyorlardı ve kitlelerin görüşlerine biçim vermekle birlikte kitlelerin görüşlerinden de biçimleniyorlardı. Parti -merkezi bir askeri hareket olmaktan uzak olduğu- 1917’de Wall Street Journal‘da -bence Applebaum’un yazısıydı- şöyle tarif ediliyordu: Kitlesel ve görece demokratik karar alma ile âdemi merkeziyetçi bir parti oldu ve bu, başarılı olmalarında son derece önemliydi. Fakat partinin sol kanadının Geçici Hükümeti devirmeye ve gücü Sovyetlere çok erken bir zamanda devretmeye çalıştığı 1917 Temmuz’undaki ayaklanmada parti felaket durumdaydı.

Benim düşünceme göre Lenin bu ayaklanmaya karşıydı ve bu da âdemi merkeziyetçi bir partiye sahip olmanın bedelinin bir parçasıydı. Ancak uzun vadede bu iç demokrasi ve âdemi merkeziyetçilik partinin başarısı için kritikti. Temmuz, Eylül ve Ekim aylarında iki ya da üç kez Lenin Geçici Hükümetin alaşağı edilmesi emrini verdi, fakat yerellerdeki liderler bunun çok riskli olduğunu ve muhtemelen  başarısız olacağını görebildiklerinden bu emirleri reddediyorlardı. Troçki’nin liderlere yardım etmesi ve Lenin’in Finlandiya’daki saklanma yerinden genel talimatları vermesiyle nihayetinde iktidara gelmelerine, başarılı bir şekilde iktidarı ele geçirmelerine yol açacak olan stratejiyi geliştirdiler.

Geçici hükümete karşı tüm hamleler, iktidarı Kurucu Meclise  devretme, “Hemen barış” ve “Bütün İktidar Sovyetlere” adına yapıldı. İktidara geldiklerinde geniş ölçüde tam bir destek aldılar çünkü kitleler karşı-devrimci bir girişim olacağından endişe duyuyorlardı. Ağustos ayındaki başarısız Kornilov darbesinden dolayı kitleler bir başka girişimden korkuyorlardı. Bu yüzden kitleler, “Bütün İktidar Bolşeviklere” değil – ki Bolşevikler bu sloganı hiç kullanmadılar- çok partili Sovyetler için “Bütün İktidar Sovyetlere” diyen Bolşevikleri desteklediler.

Bolşeviklerin kendi başlarına iktidara gelmelerini sağlayan, Menşeviklerin ve Sosyalist Devrimcilerin (SR) ve Menşevik Enternasyonalistlerinin hepsinin, yeni hükümeti ilan eden İkinci Sovyetler Kongresi’ni terk etmeleriydi. Sol SR’ler Bolşevikler ile hükümete girmeyi reddettiler ve böylece Bolşevikler kendi hükümetlerini kurabildiler. Gittikçe daha fazla tarihçi devrime – ve ben buna çalışmalarımda çok erken vardım – Şubat devrimi ile başlayan ve İç Savaş ile biten bir süreç olarak bakıyor. NEP [Yeni Ekonomik Politika] ‘nın ilanı da Şubat Devrimi’yle birlikte bu sürecin bir aşaması, Temmuz ayaklanması da büyük olasılıkla bir aşama, Ekim Devrimi başka bir aşama, Kurucu Meclisin sona ermesiyle birlikte bir aşama girildi vs. vs. İç savaş da bunun bir parçası.

Lenin’in iktidarı ele geçirmesi, Alex senin de iyi bildiğin gibi, Rusya’daki devrimin Almanya’da başlayacak dünya çapında sosyalist devrimin tetiklenmesine yardımcı olacağı varsayımına dayanıyordu. Bu olmadı. Fark ettiğim şeylerden biri de – henüz çalışmamı bitirmedim – çalışmalarımda birkaç yıla yoğun bir şekilde odaklanmış olduğum konusunda haklısın- ancak üçüncü, hatta İç Savaş sırasında Petrograd ve Bolşeviklerin İç Savaş’ta hayatta kalması üzerine olacak dördüncü cildi bitirmek üzereyim. Ve bu perspektiften bakacak olursak, kendisini tamamlaması bir bu kadar daha uzun sürecek önemli bir süreç gibi görünüyor. Lenin yurtdışındaki erken sosyalist devrimler için umutlarının gerçekleşmediğini gördüğünde, ekonomik düzlemde bir tür devlet kapitalizmine kısmi bir dönüş olan Yeni Ekonomik Politika NEP’i ilan etti. Alex, senin bildiğin gibi “Tek ülkede sosyalizm” diyen Lenin değildi. Stalin’di.

“Tek ülkede sosyalizm” Stalin’den önce hiçbir Marksist tarafından asla hayal edilmedi. Bu bir zorunluluğun sonucu olarak kabullenilen bazı önlemlerin, Stalin dönemine girdiğimizde bir tür erdeme dönüştüğü bir şeydi.

Ben kesin olarak,  belki bilirsin bir New York tarihçisi ve Bukharin’in biyografisinin yazarı olan Steven Cohen’in öncülük ettiği Bukharin kampından tarafım. Buharin’in gelişme planı çok daha az şiddetli ve daha yavaş olurdu ve bu, benim görüşüme göre, Stalin döneminin büyük trajedisinden kaçınılmasını sağlayacaktı.

Evet, bütün bu meseleleri kesinlikle tartışabiliriz ancak dış koşulların Bolşevikleri başlangıçta benimseme niyetinde olmadıkları önlemleri almaya zorladığına dair şüphe yok.

Ve ben bunu şahsen Ekim 1917 – 1921 dönemi ​​için belgeleyebilirim. Ve 1917 ve 1918’de olanları belgelemeye çalıştığım gibi aynı şekilde adım adım yaparım. Buradaki en önemli fark şu anda Rus arşivlerinde çalışabiliyor olmam. Her yıl iki ay boyunca Rus arşivlerinde çalışıyorum. St. Petersburg’da yaşıyorum ve arşivlerde çalışıyorum.

Bir sonraki ciltte – belki de son cilt, sonuçta gençleşmiyorum – ancak arşivlere erişmeden asla yapamayacağım daha düşük düzeydeki süreçleri ve gelişmeleri belgeleyebilirim. Ve bulduğum şeylerden biri, her arşiv dosyasında dosyalar ilk açıldığından beri kullananlara kadar geri giden, bir kısmı 1950’lere veya daha öncesine geri giden bir kaydın olduğudur. Bu dosyaların çoğu kullanılmadı ya da çok yüksek bir oranındakinin yüzüne bakılmadı, bu da beni hala Rus Devrimi hakkında bilmediğimiz şeyler olduğuna ve çok daha fazla şey öğrenmememiz gerektiğine inanmaya itiyor.

Başka birkaç mite dönmeme izin verin, örneğin Bolşeviklerin tek bir ses olarak konuştuğu, yani bunun da temel olarak Lenin’in sesi olduğu dair mite. Bence kitapların bu bakışı oldukça yok etti- demek istediğim onu yok eden tek kişi sen değilsin – ama bunu senin gibi bilgeliğe sahip olan birisinden gelmesi oldukça etkileyici.

Evet, teşekkür ederim. Aslına bakarsanız, ilk olarak 1960’lı yıllarda hem Batı’da hem de Sovyetler Birliği’nde Komünist Parti’ye yekpare imiş gibi bakıldığında bu iki sonuca ulaştım.

Bu mit, hem Rus Devrimi’nin sağcı muhalifleri hem de 1930’lardan sonraki Stalinist rejimi savunanlar için ortak olan bir mittir.

Doğru ve bu tip şeylerin yaşandığı her yerde bunu oldukça erken bir şekilde düzelttiğimi düşünüyorum. Ve sadece Nisan konferansına bakılırsa bu oldukça açıktır. Nisan konferansı, Bolşevik konferansı, devrimden sonra partinin ilk konferansıydı ve Lenin katılabilmişti. Konferans keskin bir şekilde Leninistler, merkez grup ve ılımlı Bolşevikler, sağ kanat Bolşevikler – Kamenev ve Zinovyev gibi insanlar- arasında bölünmüştü. Onlar sonuna kadar mücadele ettiler ve Lenin devrimin yönü, devrimin devam etmesi ve iktidarın Sovyetlere devri ile ilgili ana mücadeleyi kazanırken, ılımlıların sesi çok güçlüydü ve Merkez Komitenin neredeyse yarısı ılımlılardan oluşuyordu. Ve soldaki bazı insanlar “Peki bekleyin bir dakika, tüm bu ılımlıları istemiyoruz” derken, Lenin “Hayır onlara ihtiyacımız var. Onların kitlelerle bağları var ve Kamenev’in sesi önemli” diyordu.

Bunu Nisan konferansı protokollerinde bulacaksınız. Böylece Lenin bu hararetli tartışmayı hoş gördü ve Eylül ayının ortalarında iktidarın derhal ele geçirilmesi çağrısında bulunduğunda, Eylül’deki bu hararetli tartışma hayati önem taşıyordu.  Bu çok erken oldu – bunun çok daha erken olabileceği şimdi bütün tarihçiler için açık- ve Merkez Komitesinin çoğunluğu ve o zaman Petrograd’da yapılan Ulusal Konferans – bunların çoğu Lenin’in direktiflerini görmezden gelmek için oy kullandı ve partinin iyiliği içindi. Devrimden sonra Lenin az ya da çok bunu kabul etti. Ve Stalin, Troçki’nin bu durumdan ortaya çıkan taktikleri seslendiren esas lider olduğunu kabul etti.

Bu tanımlayıcı tarihi açıklamandan sonra, Bolşeviklerin fanatik bir grup olarak iktidarı aldıkları, Bolşeviklerin otoriter doğası ve “esnek olmayışları” ile ilgili mitin neden olduğunu düşünüyorsun? Neden hala bu mitler devam ediyor?

Farklı yerlerde farklı nedenlerle devam ediyorlar. Batı’da kısmen – Amerika Birleşik Devletleri’nde öyle diyelim – Soğuk Savaş’ın bir ürünü olan Rusya’ya düşmanlık yüzünden sürdürüyorlar, şimdi ise seçim sistemimize Rus müdahalesi suçlamalarından ve bir tür içgüdüsel anti-komünizm yüzünden durum karmaşık. Birkaç yıl önce Leo Haimson gibi insanların bunun geçmişte kaldığını bir mitoloji  olduğunu söylediklerini hatırlıyorum. Ama ben hiçbir zaman böyle hissetmemiştim, bu his New York Times’ın devrime dair yazı dizisindeki her yazıda ve son zamanlarda Wall Street Journal‘da yansıtılanları gördüğümde her zamankinden daha güçlendi.

Rusya’da ise bu biraz farklı. Geçtiğimiz birkaç ay içerisinde üçü Moskova’da ve ikisi de Petersburg’da olan “1917″ konferanslarında bulundum ve profesyonel düzeyde, profesyonel tarihçiler arasında, ciddi bir çalışmanın devam ettiği ve hiçbir ciddi tarihçinin bu mitolojinin esiri olmadığı oldukça açıktır. Ancak hükümet, Putin hükümeti, istikrar arzusuyla motive oluyor, milliyetçiliği ve dini ortodoksiyi vb, geleneksel Rus değerlerini, dolaylı ve açık bir şekilde kullanıyor ve – bugün gördüğümüz gibi – Devrim ve devrim tarihini açık bir şekilde görmezden gelmeye çalışıyor.

Anlaşılır bir şekilde – onlar başka bir otoriter rejim – bir devrim istemiyorlar ve bu yüzden onlar, Putin’in çıkarıyla ilgili olmasa da, yeni mitolojilere yardım ediyorlar, bir nevi cesaretlendiriyorlar. Ancak devrimden bu yana yüzlerce yıldır çok politikleşmiş bir konunun, ciddi Rus tarihçiler arasında devrimin artık depolitize edilmesinin ve ciddi biçimde incelenmesinin bende önemli bir etki bıraktığını vurgulamak istiyorum.

Putin rejiminin devrimin yıldönümünü sadece görmezden gelmekle kalmayıp aynı zamanda bu günü sanırım Çarlık rejiminin 17. yüzyılda Polonyalılara karşı ayaklanmasını kutlamanın bir uydurması olan “Milli Birlik Günü” olarak değiştirmeye çalıştıklarını düşünüyorum. 

Evet, zaten aynı gün değil ama söylediğin şey doğru. Komünist Parti son birkaç gün içinde birkaç şeyi örgütlemeye çalıştı, ama bu çok zayıf idi ve söylediğin her şey doğru.

Sonuç olarak, bugün Rus Devrimi’ni hatırlamanın bizim için neden önemli olduğunu ve 1917’de olanların bugün bizim için herhangi bir ders içerip içermediğini birkaç kelimeyle söyleyebilir misin?

Peki, farklı insanlar 1917’nin derslerine farklı bakarlar. Pek çok Marksist için dünyanın en büyük ülkesinde gerçekleşen ve 20. yüzyılın en önemli olayı olan 1917 devrimi, devrimi anlamak ve devrim yapmak için önemli bir vaka incelemesidir. Dünden önceki gün Brüksel’de gerçekleşen büyük bir konferanstan önceki gün geldim. Dört gün boyunca Lenin’in 1914’te konuştuğu ve büyük ölçüde sadık komünistler ve komünist kalanlar tarafından doldurulan bir işçi salonunda bulundum.  Ve onlar beni çok dikkatli bir şekilde dinliyorlardı ve akıllarında ne olduğunu biliyordum.

Biliyor musun, benim için yararlı olan neleri öğrenebiliriz. Benim için olay çok farklı. Rus Devrimi, nüfusun önemli bir kısmı sorunlarının tek çözüm yolu olarak devrimi gördüğü bir noktaya ulaşmadan önce, siyasal, sosyal ve ekonomik sorunların çözülmesinin neden önemli olduğu konusunda çok önemli bir örnektir. Ama sonra, şunu da eklemeliyim ki, devrim hakkında doğru, mantıklı bir görüşe sahip olunmalıdır. Buna bir darbe olarak bakarsanız, alacağınız ders büyük bir devrim olarak bakmanızdan oldukça farklı olacaktır. Tanımladığım iki bakış açısı olayı devrim olarak bir tarafı olumlu diğeri olumsuz olarak gören insanlarla ilgilidir.

Sanırım bu son soruda biraz farklı düşünüyoruz, çünkü benim görüşüme göre devrimler kaçınılmazdır. Ama bu başka bir zamanın tartışma konusu.

Ama buna saygı duyduğumu eklemem için hemen izin ver. İşim, yapabildiğim en iyi şekilde en doğru resmi sunmak. Soldan ve merkezden destek aldığımı düşünüyorum tam olarak, çünkü tam da ideolojik DEĞİLİM ve bir neden dışında başka bir nedenim yok. Bu neden ise ne olup bittiğini anlayabilmek için elimden geldiğince doğruya yaklaşmaya çalışmak ve gerisini onunla nasıl yüzleşileceğine ve onunla nasıl başa çıkılacağına karar verecek olan siz ve arkadaşlarım gibi ılımlı olan insanlara bırakmaktır.

Bunu takdir ediyorum ve görüşlerinize saygı duyuyorum. Teşekkürler, Dr. Rabinowitch.

 

Versobooks.com’dan Türkçeye El Yazmaları için Caner Malatya tarafından çevrilmiştir.

Kaynak: https://www.versobooks.com/blogs/3615-myths-of-the-october-revolution-an-interview-with-alexander-rabinowitch